AnaSayfa

Resimler ZiyaretçiDefteri Haberler Videolar İletişim  

Ana Menü
Giriş
Üye Adı:

Şifre:


Şifremi Kaybettim

Üye Ol!
Site Bilgisi
.:Önemle:.
Sitemizin Kuruluş Amacı Köyümüzün Tanıtımıdır Sitemiz 02.05.2006 Tarihinde Açılmıştır..
Temalar

(3 Tema)

 

ŞEBİNKARAHİSAR HAKKINDA GENEL BİLGİ

 

        Ş.Karahisar kasabasının güneyinde bazalt bir tepe üzerinde yükselen kalenin ihtişamlı bir görünüşü vardır. Bu tepenin batı yönü nispeten çıkışa elverişli diğer yönleri uçurumdur.kalenin ne zaman yapıldığı belli değildir. Ancak Mengüç Hükümdarı Fahrettin Behramşah’ın 1184 yılında kaleye ilaveler yapıldığı ve onun savunma gücünü arttırdığı bilinmektedir. Yeri ve savunma gücü itibariyle Anadolu’nun ünlü kaleleri arasında yer almıştır.
Fatih Sultan Mehmet, Akkoyunlu Hükümdarı uzun Hasan’a karşı kazanılan Otlukbeli savaşından önce Ş.Karahisar kalesinin alınması yolunda Mahmut Paşa tarafından kendisine yapılan telkine uymamış ve “biz buraya kale fethine değil, düşmanın hakkından gelmeye geldik” şeklinde cevap vermiştir. Otlukbeli zaferinden sonra kale komutanı Drab Bey Ş.Karahisar kalesini 29 Ağustos 1473 tarihinde Fatih Sultan Mehmet’e teslim etmiş buna karşılık kendisine Sancak Beyliği verilmiştir.
Fatih’in Ş.Karahisar’da bulunduğu sırada Uzun Hasan’ın Osmanlı ülkesine tekrar saldırmaması ve Ş.Karahisar fethini kabul etmesi şartıyla anlaşmaya varılmıştır. Fakat Uzun Hasan bu anlaşmaya uymamıştır.
Evliya Çelebi, ünlü seyahatnamesinde Ş.Karahisar kalesi hakkında şu bilgiyi verir:

Göklere baş uzatmış bir yüksek dağın ta tepesinde yedi köşeli bir kaledir. İlk bakışta direksiz ve serensiz kalyon gemi gibi görünür. Yedi tarafından da duvarların yüksekliği 70 zaradır. Yetmiş burç,yüz bedendir,etrafı 3600 adımdır. Dört çevresinde cehennem kuyusu gibi dereleri olduğundan hendeği yoktur. Üç kat kavi demir kapıları vardır. Gece ve gündüz bekçileri muhafaza ederler. Çünkü Karadeniz’e yakın köylerin ahalisi kazak korkusundan kıymetli mallarını hep bu kaleye saklamışlardır.kale içinde yetmiş kadar ev vardır. Ama evleri dar, susuzluktan ahali perişandır. Eşeklerle ta aşağı nehirden su getirirler. Su yolları vardır ,fakat kuşatma zamanı işler. Kale içinde su sarnıcı, buğday ambarlarından yüz yıllık darı ve pirinç çeltiği bulunur. Lakin iç vilayat olduğundan cephanesi, büyük, küçük elli parça topu, kalesine göre az verilmiştir. Neferlerinin yarısı defterdarzade efendimizin timari ile Güniye’ye kaldırıldı. Bu kalede küçük Fatih Camii vardır. Diğer imaret camileri aşağı varaştadır.
Ş.karahisar kalesinin bir de fetih öyküsü vardır:
Anadolu’da sivri tepelerin üzerinde, kartal yuvası gibi sarp gerçekten sağlam Bizans Kaleleri vardı. Selçuklu Türklerinin Anadolu Fetihleri sırasında bu kaleleri fethetmek büyük insan gücüne, çok sayıda şehide mal oluyordu. Ş.Karahisar kalesi de bunlardan biri idi. Bir zamanlar Bizans Tekfurları:
Bu kaleyi feth edecek yiğit, anasının karnından doğmadı derlerdi. Bu sözü Anadolu’nun fetih günlerine Selçuklu komutanlarından Karaboğa’da duymuş, seçme yiğitleri ile Ş.Karahisar kalesi önüne gelmiş, duraklamıştı. Kale yüksek bir tepenin üzerine haşmetle duruyor, gelenlere meydan okuyordu. Eteklerine dahi yanaşmak zordu. Karaboğa korkmadı, kaleyi dört yanından kuşattı. Günler, aylar geçiyor kale düşmüyordu. Oysa bu kaleyi fethetmek ondan sonra Giresun’a varmak gerekiyordu. Zaman kayıp etmenin, kuvvet harcamanın anlamı yoktu. Düşündü, taşındı, sonunda kuşatmadan vazgeçmeyi en uygun çare olarak gördü. Adamlarına emir verdi; orduyu geri çekmelerini söyledi. Bir yönden de kale tekfuruna şu haberi gönderdi:
“bunca kan dökülmesini istemediğim için kuşatmadan vazgeçiyorum. Yalnız bir şartım var: Ağızları mühürlü kırk sandıkta pek değerli yüküm var hastalıktan hayvanlarımın çoğu kırıldığı için yanımda götüremiyorum. Bir anlaşma yapalım. Tekfur, bu sandıklara ilişemeyeceğine teslim alıp koruyacağına, istediğimiz zaman da bize geri vereceğine isa üstüne yemin etti. Biz de çekilip gidelim, sonra biz hayvan bulur sandıkları aldırırız.
Bizans Tekf’runun canına minnetti. Karaboğa’nın teklifini memnunlukla kabul etti.aslında kalede açlık ve susuzluk başlamıştı. Bir an önce, kuşatmadan kurtulmak istiyordu. Karaboğa emanetlerini ne zaman isterse aldırabilirdi. Sandıklara el sürmeyeceğine yemin etti. Karaboğa hazırlıklara başladı. Uzun uzun sandıklar yaptırarak içlerine en korkusuz yiğitlerden birer tane yerleştirdi. Bunları içeriden kilitledi. Anahtarlarını yanlarına vererek sandıkların üzerini mühürledi. İkişer ikişer develere yükletilerek kaleye gönderildi. Bu işleri yaparken de kapılara karşı pususunu kurdu. Karaboğanın talimatı üzerine gece yarısı sandıklarını açan yiğitler, kale kapılarına üşüştüler. Herşeyden habersiz kapı bekçilerini bir anda bağlayarak kalenin kapılarını ardına kadar açtılar. Bu sırada pusuda bekleyen Karaboğa, adamları ile kaleye saldırdı. Yarım saat sonra kalenin en yüksek burcunda Türk bayrağı dalgalanıyordu. Kale, dış kale ve iç kale diye iki kısma ayrılmaktadır. Dış kale duvarlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Nisbeten az eğilimli batı yamacındaki duvarlar, esas itibarıyla ayakta kalmış olup kale kapılarından biri bu kısımdadır. Meyilli olan kale içinde yer yer, kayalara oyulmuş su sarnıçları göze çarpmaktadır. kalenin içinde XX yüz yılın başlarına kadar ayakta kalbilen 70 kadar ev ve camii 1915 yılında baş gösteren ermeni isyanı sırasında ve ondan sonraki dönemde yıkılıp yakılmıştır. Kale kapısındaki kitabe yeri boştur. Kitabenin ne zaman ve kimler tarafından alındığı belli değildir.
1915 yılı haziranında genel ermeni ayaklanması sırasında Ermeniler şehiri ateşe vererek kaleye sığınmış ve bir süre direnmiş ise de Sivastan getirilen toplarla bayram köyünden ve hanım evliya dan yapılan ateşlerden sonra paniğe kapılmışlardır. Harekatın 20.gününde saat 24 sıralarında kaleden çıkarak yarma teşebbüsünde bulunmuşlardır. Tamzara kalesini takiben Kıllıbaba, sayderesi ormanlarına sığınmayı başaran Ermenilerin büyük kısmı askeri birlikler tarafından yakalanmış bir kısım ermeni Rusya’ya kaçmayı başarmışlardır. Bu ayaklanma ve çatışmalar sırasında Türklerden 403 kişi ölmüş, 176 kişi de yaralanmıştır. Bu muhteşem kalenin dış tesirlerden korunması ve bir programa göre restore edilmesi gerekmektedir


                                                

Coğrafyası


 

Ş.Karahisar ilçesinde dağlar, vadiler ve yaylalar geniş yer kaplar. 50-60 Km. uzaklıktan kıyıya paralel olarak uzanan Giresun Dağları, ilçeyi kıyı şeridinden ayırır. Bazı yerlerde 3000 metreyi aşan bu dağları, ancak Eğribel (2075m.) ve şehitler (2000m.) geçitlerinden yararlanarak aşılabilir. Canik Dağları da denilen bu dağların devamı olan Karagöl Dağları gittikçe yükselerek 3095 metreye kadar çıkarlar. Alucra’dan Batıya doğru uzanan ve Güneygören köyünden itibaren Ş.Karahisar’ın Doğu sınırına giren Berdiga Dağı ve ilçenin güneybatısında yer alan Egma Dağı ilçenin belli başlı dağlarıdır.


Ş.Karahisar’ın kuzeyinde 1970 metre yükseklikteki Öksürük kayısı, güneyinde 1550 metre yükseklikteki kale, batıda 1758 metre yükseklikteki Dikmentepe, kuzeybatıda 1544 metre yükseklikteki Tutak, Duman Köyü doğusunda 1300 metre yükseklikteki Baltaşı ve kayalı köyünün batısında 1912 metre yükseklikteki Sarıkaya tepeleri ilçenin belli başlı tepeleridir. Ş.Karahisar, yüzlerce kaynak suyunu üzerinde taşıyan Doğu Karadeniz Bölgesinin en güzel yaylalarına sahiptir. Karagöl Dağının doğu yamaçlarında Yedigöz Yaylası, Arslanyurt Sırtları eteklerinden başlayarak Kayabaşı semtine kadar uzanan Sarıçiçek yaylası, Eğribel tepesinden başlayarak kuzeye uzanan Asarcık yaylası Göreze Köyünden başlayarak kuzeye uzanan İndirmerek Yaylası, Kazankaya ve Kıllıbaba eteklerinden başlayarak Dereli İlçesi sınırlarına kadar uzanan Saydere ve Başyayla, Eskiköy sırtlarından Eğribel’e kadar uzanan Çatak Yaylası ve ilçesinin kuzeydoğusunda yer alan Tohumluk yaylası ve Üçköprü Ormanları arasındaRuşanoğlu Yaylası Ş.Karahisar ilçesinin belli başlı yaylalarıdır.

Ş.Karahisar, Alucra, Suşehri ve Koyulhisar ilçelerinin kapladığı alana “Kelkit Havzası” denilir. Ortalama yüksekliği 1500 metrenin üzerinde bulunan Kelkit havzası doğuda Fındıkbel, Sakaltutan kıranı, batıda Karabayır, Kösedağı, kuzeyde Eğribel, Çambaşı güneyde Tokçam ve Çardaklı adları ile anılan yüksek dağlarla çevrilidir.
 

 

     COĞRAFYA

         Doğu Karadeniz Bölgesinde, Giresun Dağlarının güneyinde ve Kelkit Havzasında yer almaktadır. Kuzeyde Dereli İlçesi, Kuzeydoğuda Yağlıdere İlçesi,Doğuda Alucra İlçesi, Güneydoğuda Çamoluk İlçesi, Güneyde Akıncılar ve Gölova İlçeleri, Batıda Suşehri ve Koyulhisar İlçeleri, Kuzeybatısında Mesudiye İlçesi ile Çevrilmiştir.
             Şebinkarahisar Giresun'a 118 km ,Sivas'a 198 km ,Erzincan'a 124 km mesafededir.Şebinkarahisar'ın denizden yüksekliği 1300 metredir.

                    JEOLOJİK YAPI

          Giresun Dağları ile Çoruh-Kelkit Vadi Oluğunda yer alan Şebinkarahisar'da alçıtaşlı arazi kalın tabakalar halinde geniş bir alanı kaplamaktadır.
Şebinkarahisar'ın kurulduğu mekân zamanla kayaların parçalanmasıyla meydana gelmiş kum, çakıl ve kaya parçalarıyla kaplıdır. Sağlam toprak çok derindedir. Şebinkarahisar yöresi değişik jeolojik özellik arzeden arazilere sahiptir. Erzincan'dan İzmit'e kadar uzanan bir fay hattı üzerinde bulunan Şebinkarahisar deprem felaketleriyle sık sık karşılaşan merkezlerden birisidir.
                                                    
                            DAĞLAR

            Şebinkarahisar'da vadiler, yaylalar, dağlar hemen dikkati çekmektedir. Karadeniz kıyısına paralel olarak uzanan Giresun Dağları Şebinkarahisar'ı kıyı şeridinden ayırmaktadır. Yüksekliği 3000 metreyi bulan Giresun Dağlarını aşmak için meşhur Eğribel Geçidi(2200), bazanda Şehitler Geçidi(2000) kullanılır.
          Canik Dağlarının devamı olan Karagöl Dağlarının yüksekliği de 3095 metreye kadar ulaşmaktadır.Berdika ve Egma Dağı Şebinkarahisar'ın belli başlı ilginç dağlarındandır.
            Merkezde 1550 m rakımlı Kale, kuzeyde 1970 m rakımlı Kayabaşı ve Öksürük Kayası, Batıda 1758 m rakımlı Dikmen Tepesi, kuzeybatıda 2544 m rakımlı Tutak Dağı , Duman Köyü Doğusunda 1300m rakımlı Baltaşı , Kayalı Köyünün batısında 1912m rakımlı Sarıkaya Tepeleri Şebinkarahisar'ın en önemli tepeleridir.
 
                           İKLİM

           Şebinkarahisar Doğu Karadeniz Bölgesinde olduğu halde iklim bakımından Orta Anadolu iklim özelliklerini taşır.Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve karlı geçmektedir.Kıyı şeridine paralel olarak uzanan yüksek dağlar denizden gelen nemli ve bol yağışlı rüzgârları tutarak iç kısımlara geçmesini önler. bu nedenle ortalama yağış miktarı kıyı şeridinde 1300mm 'yi aştığı halde iç kesimlerde 500-750 mm'ye düşer. Yörede yağışlar İlkbahar ve Sonbahar mevsimlerine kaymıştır. Kış mevsiminde yağışlar kar şeklinde düşer ve sık sık don olaylarına rastlanır.Şubat ve Mart ayları yılın en soğuk aylarıdır.Kış mevsiminde sıcaklıkların zaman zaman -15 santigrat derecelere düştüğü görülür. İlçede yaz mevsimi kurak geçmekte olup Temmuz ayı yılın en sıcak ayıdır.Bu aylarda sıcaklıklar 25-32 derceler arasında seyreder.

                   NÜFUS DURUMU

           Cumhuriyetin ilk nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılında, vilayetin merkez ilçesi durumundaki Şebinkarahisar'ın köyleri ile birlikte nüfusu 18.533 iken, 1997'deki sayımda bu sayı  43.904'e yükselmiştir. Böylece 1925-1997 döneminde Şebinkarahisar Nüfusu 25.371 kişi artarak 18.533'ten 43.904'e yükselmiştir. Belirtilen devrede ilçe nüfusunun %231,5'den fazla artmasının temel sebebi İlçe Merkezinde ki birtakım sosyal, ekonomik ve kültürel avantajlardan faydalanabilme isteği ile; çevredeki  küçük ilçelerden ve bağlı yerleşimlerinden merkeze gerçekleşen göçtür.

           D.İ.E'nin yayınladığı nüfus istatistiklerine göre; 1980-85, 1985-90 ve 1990-97 sayım dönemlerinde Şebinkarahisar İlçe Merkezinde yaşayan nüfus çok yüksek bir oranda artarken, köylerde yaşayan nüfusta büyük bir azalma görülmüştür. Gerçekten de bu dönemlerde şehirli nüfus yıllık %8,8 ve 4,9 oranında artarken, köylü nüfus aynı devrelerde yıllık %-0,8 ve -3,6 oranında artmıştır. Bu değerlere göre 1990 ve 1997'de Şehirde yaşayan nüfus sayısal olarak ilk defa kırsal alanda yaşayan nüfusu geçmiştir. Bu tarihte Şebinkarahisar idari sınırları içerisinde yaşayan 43.904 kişinin %70'den fazlası (31.329) şehir merkezinde, %29'dan fazlası ise (12.575) köylerde oturmaktadır.

           Şebinkarahisar İlçesi 1318 km2 yüzölçümü ve 1997 Genel Nüfus Sayımı  sonuçlarına göre 43.904 nüfusu ile km2.'ye düşen  nüfus sayısı 33'tür. Son yıllarda özellikle Ankara İstanbul ve İzmir  şehirlerine nüfus göçü yoğun bir şekilde devam etmektedir. Yıllarca devam eden bu nüfus erozyonu neticesinde üç büyük şehir merkezinde İlçenin bugünkü nüfusunun birkaç katı Şebinkarahisarlı yaşamaktadır. İlçedeki nüfus hareketi yaz ve kış aylarında oldukça farklılık göstermektedir. Kış aylarında çalışmak üzere büyük şehirlere gidenler yaz aylarında tekrar köylerine dönmektedirler.

        İlçe Merkez ve Köylerde oturanların tamamı Türk ve Müslüman'dır. Ekalliyet (azınlık) yoktur. Okuma-Yazma Oranı %100'lere yaklaşmıştır. 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımında kesinleşmeyen sonuca göre ilçe merkezi 39.853, köyler 14.304 olmak üzere toplam 54.157 nüfusa sahiptir.
 


   KÜLTÜR

        Oğuz Türkmen boylarından Kınık;Çavdur,Çepni,Kargun ve Solur adlarının anılıp yaşadığı Şeninkarahisar, Türk Kültür ve değerlerinin yaşadığı önemli yerlerden birisidir. Nitekim sosyologların "Kültür mekânlarda yaşar." tespitinden hareketle Şebinkarahisar'a yaklaşıldığında kültür mekânları bize önemli ipuçları vermektedir.Avutmuşta bulunan Behramşah Camii Selçuklu Döneminin varlığını haber verirken,Kalenin girişindeki Taşhanlar, hemen karşısında duran Fatih Camii Osmanlıların bu topraklarda söz sahibi olduğunu ifade eder.

                 TARİHİ ESERLER

         Gerek turizm,gerekse kültürel varoluşların ifadesi olan bu önemli eserler ailesine daha pek çoklarını katmak mümkündür. Nitekim Şebinkarahisar Kalesi Tamzara Camii, Kadıoğlu Camii, Taş Mescid, Kurşunlu Camii,Topal Mehmet Paşa Hamamı, Avutmuş Hamamı Tamzara Hamamı, Kurşunlu Çeşmesi, Zeynube Hatun Çeşmesi, Eyvan Çeşme, Müftü Efendi Çeşmesi, Hüseyin Efendi Çeşmesi, Hacı Yakup Çeşmesi, Alay Çeşmesi, Süleymanağa Çeşmesi, Pertevniyal Çeşmesi ve Atatürk Müzesi sayılabileceklerin en önemlilerindendir.
         Şebinkarahisar'daki milli kültür varlıklarının zenginliği, kültürel yaşantının ipuçlarını verir. Bu mekanlarda Selçuklu'dan Osmanlı'ya ve oradan Cumhuriyet Türkiye'sine bir yol izlemek yaşanılan kültürel akış yönünü bize haber vermektedir.
        Diğer taraftan geçmişte Türklerin dışında öteki Hıristiyan toplumları da bağrında yaşatan Şebinkarahisar, bu dönemin özelliklerinden de izler taşır. Turizm açısından görülmeye değer olan Licese Kilisesi,Taşhan Kilisesi, Asarcık Kilisesi ve Meryemana Manastırıgezilip görülecek yerlerdendir.
                                               
                        İNANÇLAR

        İnançları da dini özellik taşıyanlar, folklor özelliği olanlar olarak ikiye ayırmak mümkündür.
        a)Sağlık İşleri ve Ölüm Vukuundaki Adet ve İnançlar:
-Vücutlarında ağrı ve sızı olanlar yeni vurulmuş ayı pöstekisi veya cesedi üzerin de otururlar.
-Yıllanmış sıtmalılara yılanın değiştirdiği derisinin, köpek pisliğine veya kahvenin tütsüsünden verilir. Yedi Mehmet adlı evden ekmek toplar hastaya yedirilir. Böylece sıtmalının iyileşeceğine inanılır.
-Veremli hastalara gözleri açılmamış bir köpek yavrusu kesilerek bir tencerede pişirilip yedirildiğinde iyileşeceği farz edilir.
-Evelik otunun kökleri sökülüp yoğurtla karıştırılarak bir gece oyalandıktan sonra vücuda sürüldüğünde uyuzun geçeceğine inanılır.
        b)Rizyonomik İnanışlar:
-Sivri başlı insanlar devlete erişirler. -Seyrek saçlı kızların kısmeti kıt olur. -Küçük gözlü insanlar tamahkar olurlar.
-Mavi gözlü insanların hain olduklarına inanılır. -Göz kalması eve misafir geleceğine delalettir.
-Düz taban insanların uğursuz olduğuna inanılır.
         c)Hukuki İşler ve Adetler:
-Hırsızlık oldukça az rastlanılan hadiselerdir.
-Kız kaçırma hadiseleri de oldukça az rastlanılan hadiselerdir. Kaçırılarak getirilen kızların geldikleri evlerde bu hareketleri her zaman başa kakıldığından kızlar zorunluluk olmadıkça kaçmazlar.
-Kan gütme davaları sahil şeridine kıyaslanmayacak kadar az ve oldukça nadirdir.
-İmam nikahı ile evlilikler oldukça fazladır.
         d)Meteorolojik İnanışlar:
-7 Mart üçüncü cemrenin düştüğü akşam poyrazla- lodosun dövüştükleri ve bir birlerini yenmeye çalıştıkları gün olarak kabul edilir.
-20 Mayıs akşamı dışarıda hayvan bırakılmaz, yıldızların çarpışacağına inanılır.
-Çarşambadan açan hava perşembeye, cumadan açan hava ise öbür cumaya kadar süreceğine inanılır.
-22 Mart, 18 Nisan, 20 Mayıs, 25 Haziran günlerinde sayılı fırtınaların sahne olacağı kabul edilir.
        e)Sanat, Ziraat ve Ticarete ait düşünce ve inanışlar:
-Akşam Ezanından sonra evden hamur mayası ve çiğ süt dışarı verilmez. Bereketin kaçacağına inanılır.
-Yılbaşında bütün halk hamur ve yoğurt mayalarını tazeler. Bununla yeni yılın bereketi artacağına inanılır.
-Fırın yakan her evin işini bitirdiği zaman yakın komşularına hısımlarına “sıcak” adı verilen ekmek payı dağıtmak mecburiyetindedir

                        ADETLER

         a)Düğün Adetleri:
       Oğlan 18-20 yaşlarına geldiğinde ana-baba kız aramaya koyulurlar. Münasip bir Kız bulunduğunda oğlan evinden 3-5 kadından murakkep bir düğür heyeti kurulur ve kız evine gönderilir. Giden düğür heyeti belli etmeden kız evini ve kızı inceden inceye gözden geçirirler ve kız evine bir şey demeden evden ayrılırlar .Kız tarafı da bu arada oğlanı ve oğlan tarafını inceden inceye araştırırlar. Her iki taraf bir birlerinden memnun olursa oğlan tarafı ikinci düğür heyetini gönderir. Düğür tarafı niyetlerini açıklar, kız anası -babası bilir demek suretiyle erkek düğür istediklerini belirtirler. Üçüncü defa erkek düğür heyeti gider ve bu gidişe “Söz alma veya söz kesme” denir.
       Düğür ve söz kesme işi bittikten başlık meselesi halledildikten sonra nişan ve düğün günlerinin tespitine geçilir. Nişan gününden bir gün önce okuyucu vasıtasıyla mahalle ve köy halkı nişan merasimine davet edilir.
       Kız evine gelen davetliler ikramla karşılanır. Nişan gösterme ve yazdırma işi bittikten sonra kız ve oğlan sahipleri ve üç mutemet kimse tarafından kızın ayrıca ifadesi alınır ve bir odaya çekilerek mahallesinin veya köyün insanına Dini nikah kestirilir. Dini nikahtan sonra şeker veya baldan yapılan şerbetten ikram edilir.
       Resmi nikah merasimi yapıldıktan sonra düğün hazırlıklarına başlanır. Düğünler genellikle pazartesi öğleden sonra başlar Cuma günü akşamına kadar sürer. Misafirler nişanda olduğu gibi okuyucu vasıtasıyla davet edilirler. Misafirler genellikle düğün müddetince oğlan evinden yer içerler. Bunun için düğüne gelenler bil hassa köylerde bulgur, yağ vs. yiyecekler getirirler. Düğünün ikinci günü alayla kız evine kınacı gidilir. Üçüncü günü geline hamam yapılır. Dördüncü günü damat tıraşı ve damadın hamama götürülmesi yapılır. Gelin oğlan evine götürülür. Güveyi Yatsı Namazının cami de veya köy odasında cemaatle kılındıktan sonra sağdıcı ve arkadaşları tarafından evine götürülür. Cuma günü temizlik ve yemeği müteakip damat sağdıç evine gider. Akşama kadar eve uğramaz. Bu gün gelin görmeye gidilir.
      b) İmece Adeti:
    Bel imecesi ve ekin imecesi olarak ikiye ayrılır. Bel imecesinde imeceye gidecek olanlar belleriyle birlikte giderler.

                                                   ATASÖZLERİ, BİLMECELER,BEDDUALAR

       Bölgede, bölgesel bir çok ata sözü vardır. Bunlardan bir kaçı ;
-Acı kabadayısı müflisin kibarı.
-Bir ağızdan çıkan 32 dişe yayılır.
-Delikli boncuk yerde kalmaz.
-El atına binen köy ortasında iner.
-Minnetsize minder verilmez.
-Oğlan büyür koç olur, Kız büyür hiç olur.
         Bölgesel bir çok bilmeceler de vardır. Bunlardan bazıları ;
-El öper göz seçer, dil biçer- (yazı).
-Kırık kaşık, yerine yapışık- (Kulak.)
-Mavi atlas, İne batmaz,Makas kesmez, Terzi biçmez.-(Gök).
-Minare gibi kara, bin bir çiçek bir lale-(ay ve yıldızlar).
      Halk arasında söylenen bir çok bet dualar(Gargışlar) dan bazıları ise;
-Delikli tahtaya gelesin,gözlerin göğe dikile, hekim hakim parası edesin, kara yele gelesin, ocağına kül elene vs.
      Halk arasında söylenen hayır duaları ise;
-Ekmekli olasın. Adın Anıla. Onurun Arta. Varlığa Ulaşasın. Yüzün Ağara. Yüzün akola. Vs.

                  MAHALLİ KIYAFETLER

      Düğün, dernek ve gezilerde bu yöre halkı muhakkak olarak temiz urbalarını giyerler. Giyinişler tabii ve sadedir. Köylü erkekler kesilen davarlarından elde ettikleri yün, tiftik ve kıldan yaptıkları”Şal “ adı verilen kumaşı giyerler. Mahalli kumaşlardan zigve, çaşkur ve mintan şeklinde giysiler yapılır. Şehir erkeklerinin tamamı pantolon ve ceket, köy erkeklerinin bir kısmı çaşkur, aba, zigve ve mintan giyerler. Köylü kadınlarının büyük kısmı düzelden yapılmış peşli adı verilen ve etek entari geri kalanı da basma ve kasaldan yapılmış fistan giyerler.

          TÜRKÜLER VE OYUN HAVALARI

      Türküler genel olarak düğün türküleri, oturak türküleri olarak ikiye ayrılır. Düğünlerde söylenen başlıca türküler dik ayak, Karahisar Türküsü, Düz ayak, Efeler Türküsü, Düz ayak Dudu dilli, Altın Yüzük,Zülüflerin Tutam Tutam,Düz ayak kırmızılım, Kemençe Türküsü, Kelkit Türküsü,Tamzara Türküsü, Giresun Kayıkları başlıca türkü ve oyun havalarıdır.

                         YEMEK

      
Öte yandan, yemek ve müzik kültürünün kendine has özellikleri vardır.Yemeklerden celecoş çorbası, ğöllü gavut, toyga çorbası, keşkek, hoşveren kavurması, kendine has özellikleri olanlardan bazılarıdır.

Google Reklam

Kozluca Köyü Menü
Rastgele Resimler
Saat-Tarih
Kimler Online?
7 üye online

Üye: 0
Ziyaretçi: 7

daha...
Arama
Bizden

TelefonDefteri

Ulaşım Linkler Haberler    
  
 

[::Design Barış Demir::] [:: Hosted By Hisar Tasarım ::]  [::Powered By Hisar Tasarım::]

 

Copyright © 2006 by ||Barış Demir|| Giresun Şebinkarahisar Kozlucaköyü Web Sitesi Tüm Hakları Saklıdır.

www.r10.net küresel ısınmaya hayır seo yarışması

şebinkarahisar gölova